GİRİŞ PETROL KİMYA RAFİNERİ PET. ÜRÜNLERİ
BİZE ULAŞIN LİNKLER YASAL DÜZENLEMELER PETROL FİYATLARI EMNİYET
STANDARTLAR TÜRKİYE DE RAFİNERİ TARİHÇESİ Soru-Cevap Batman ve Aliağa Rafinerileri KIYAMET
                  EVSEL SU ARITIMI        PETROL BİTER Mİ TUZ AYIRMA

 

        Ben Kimya Mühendisiyim, petrol rafinerileri konusunda uzmanım. Uzun seneler petrolcüler ile birlikte çalıştım. On seneye yakın bir süre, Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcılığı görevini yaptığım için, Petrol arama ve Üretim konularında uzman değilim ama genel bilgiler yanında, politik, idari ve hukuki konulara değinmekle yetinmeyi, arama, üretim, rafinaj, dağıtım ve benzeri konuları bir arada tanıtmayı düşündüm.

              Türkiye de petrol ile ilgili ilk yasal düzenleme, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsüne verilen petrol arama yetkisi ile başlar. MTA, uzun yıllar özveri ile çalışmış, kendi çapında büyük başarılar elde etmiştir.

 

            İlk olarak Raman dağında petrol keşfedildi. Üretime başlandı. Fakat petrol değerlendirilemiyordu. Rafineri adı ile, ilkel bir tesis kuruldu. Buradan üretilen füel oil, Devlet Demir Yollarına satılmaya aşlandı. Bu arada Garzan sahasında da petrol bulundu. Petrol alanındaki yasal boşluğu fark eden hükümet, petrol kanunu tasarısını hazırlattı. 6326 sayılı petrol kanunu 1954 senesinde kanunlaştı. Kanun tasarısını Bir yabancı uzman hazırladı. Elli sene bu sektörde çalışmış ve on sene bu kanunu uygulamış bir uzman olarak, kanunun, mükemmel ve tarafsız olarak hazırlanmış olduğunu söyleyebilirim.  Kanun, liberal bir görüş ile hazırlanmıştı. Amaç petrol aramalarının özel sektör eli ile aranması idi. Bu kanun ufak tefek değişikler ile 1972 yılına kadar yürürlükte kaldı. 1972 yılında 1702 sayılı petrol reformu kanunu ile petrol kanununda önemli değişiklikler yapıldı. En önemli değişiklik, amacın, petrol aramalarının devlet eli ile yapılması Şeklinde değiştirilmesi oldu. Daha sonra yapılan değişiklikle ile bu kavramdan vazgeçildi. Şu sıralarda yeni bir petrol kanunu tasarısı üzerinde çalışılıyor.

 

            6326 sayıl petrol kanunun yayınlanması ile, büyük küçük, çok sayıda yabancı şirket Türkiye de, aramalara başladı. Komşularımızın çoğunda petrol olması ülkemizi cazip hale getiriyordu. Ogünlerde Romanya, Sovyetler Kafkasya, İran Irak ve Suriye de Zengin petrol yataklarının bulunması nedeni ile, hem halkımızın, hem hükümetimizin de beklentileri vardı. Ancak seneler geçince, aramalar yavaşladı. Zira yabancı şirketler, hayal kırıklığına uğradılar. Ancak birkaçı petrol bulabildi. Bugün için, büyük yabancı şirketlerin tamamı aramalardan çekilmiş durumdalar. Bu eylemde petrol bulamamalarının payı olsa da, zaman zaman Hükümetlerin ve medyanın millileştirme akımları, şirket karlarının uzun bir süre transfer edilememesi de rol oynadı.

 

         Yabancı şirketleri Türkiye ye ilgi göstermemelerinin bir nedeni de, 20 sayılı karar dediğimiz bir uygulamadır.

   

    1974 yılında Ortadoğu Krizi nedeni ile petrol fiyatları birden bire yükseldi. Yurt dışından ithal edilen petrolün fiyatı yükselirken, yerli petrolün fiyatı da yükseldi. Petrol kanununa göre Yerli petrolün fiyatı şöyle belirleniyordu. Rafineri, İthal ettiği petrolü rafineride teslim, kaça mal ediyorsa, aynı kalitedeki yerli petrolü o fiyattan alır.

Farklı petrollerin fiyat farkı, maliyetin hesabı gibi detaylara girmek istemiyorum. sistem son derece mantıklıdır. 1974 yılına kadar ve ondan sonra de uygulanmıştır. Ancak 1974 yılında, petrol fiyatlarının artması nedeni ile hükümet, Yerli petrol üreten şirketlerin haksız kazanç elde ettikleri görüşündeydi. Fiyat farkının fona alınması düşünüldü. Petrol kanununa göre buna imkan yoktu. Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün görüşü böyle olunca, Maliye Bakanlığı, Türk Parasını Koruma kanununa göre 20 sayılı Bakanlar Kurulu Kararını yayınladı. buna göre 31-12-1973 Tarihindeki fiyat ile, o günkü satış fiyatı farkı üzerinden hesaplanacak fark fona yatırılır. Bu  fiyat farkı o gün için, varilde 4 $ dolaylarındaydı. Sonradan çok yüksek değerlere ulaştı. Maliyet ve fiyat dengeleri yeniden oluştuğundan, Haksız kazanç sağlama düşüncesi bile anlamını kaybetti.

 

    Konu hukuki yönden incelendiğinde, yayınlanan karar, petrol kanunu ile çelişiyordu. Türk Parasını Koruma Kanununa göre böyle bir kararın çıkarılabileceği de tartışılabilirdi. Ancak Petrol şirketleri, Hükümet ile bir sürtüşmeye girmeyi göze alamadıkları için, itiraz etmediler. TPAO da Kamu kuruluşu olduğu için ses çıkarmadı. Böylece karar, yürürlüğe kondu.

 

    Karar ilk yayınlandığında 1-1-1979 tarihinden önce açılan kuyuları kapsıyorduk. sonradan 1-1-1979 tarihiden önce keşfedilen sahalar olarak değiştirilerek, kapsamı daha da genişletildi.

 

    Bir süre sonra maliyet ve fiyat dengeleri yeniden oluştuğundan, Haksız kazanç sağlama düşüncesi de anlamını kaybetti. 11-Şubat-1987 yayınlanan bir bakanlar kurulu kararı ile, 1-1-1980 tarihinden önce keşfedilen sahalardan üretilen petrol dan, Fona yapılacak kesinti Yüzde 10 olarak değiştirildi. Bazı muafiyetler de getirildi. Resmen ifade edilmese de, fon kesintisi hemen hemen bir vergiye dönüştürüldü.

 

            Nihayet, 12-5-2000 tarihinde Yirmi sayılı fon yürürlükten kaldırıldı. Bundan sonra  Enteresan bir gelişme oldu. 2001 yılı bütçe kanununa bir madde eklenerek, Yirmi sayılı fon kaldırılmışsa da, % 10 fon gelirinin tahsiline devam edilir. Hükmü getirildi. Şirketlerin ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün bundan haberi olmadı. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının geç kalmış bir uyarısı üzerine, şirketler fona ödemeyi cezalı olarak yaptılar. Son durumu takip edemedim ama, zannederim halen ödeme devam ediyor.

                                PETROLDEKİ SU VE TUZUN AYRILMASI

            Ham petrol ile birlikte üretilen su fazla miktarda tuzlar içerir. bunun ayrılması gereklidir. ne varki bu suyu ayırmak her zaman kolay veya yeterli olmaz. İnce petrollerdeki su daha kolay ayrılabilir. tanklarda bekletmek, bazen biraz ısıtmak yeterli olabilir. Bazen Heater Treater denilen su ayırma sistemleri kullanılır. Petrol ağırlaştıkça zorluk artar. Mesela, TPAO nun , Batı Raman sahasında, Isıtma yöntemi yetmediğinden, ince petrol ile paçallanmata ve, Eletrostatik su ayırıcılar kullanılmaktadır. Su ayıma işlemi, üretim sahasında başlar. Burada suyun %2 ye düşürülmesi yeterli olur.

                                       TUZ MİKTARININ BELİRLENMESİ

            Arama ve üretim sahalarında, rezervuvar suyunda ve petrol ile birlikte üretilen sudaki tuz yüzdesinin belirlenmesi çok büyük bir önem taşır. Tuz yüzdesi,  suyun rezervuvar suyu olup olmadığını, başka bir katmandan gelip gelmediğini, Basılan çamur, su ve asidin kalıntısı olup olmadığı hakkında fikir verir.

            İçme veya sanayi kullanma sularında, anlizlerde, genelde bütün anyon ve katyonların yüzdeleri belirlenir. Petrol arama ve üretiminde ise sadece klorür tayini yapılır. ve sodyum klorür eşdeğeri olarak rapora yazılır. Aslında petrol sahalarındaki sularda çok sayıda tuz, yani çok sayıda anyon ve katyon bulunur. Özellikle, aynı sahadaki sularda bulunan maddelerin oranı değişmediğinden, Klorür tayini, tuz miktarı hakkında yeterli fikir verir. Tuzlu su, petrol sektöründe atık olan tek maddedir. petrolün, sudan başka hiçbir kısmı atılmaz. su ise atılacağından, içindeki maddelerin ne olduğu önem taşımaz.

            Arama veya üretim kuyusunda asitleme yapılmışsa yukarıdaki kabuller anlamını kaybeder. analiz sonucu başka şekilde değerlendirilmelidir. Asitleme için genelde hidroklorik asit HCl kullanılır. Asitlemeden sonra üretilen suda, çok fazla klorür bulunur. bu HCl den gelen klorür dür. Tuz ile hiç ilişkisi yoktur. Üretim devam ederken tuz ölçümüne devam edilir. Asitlemeden önce ölçülmüş olan veya tahmin edilen tuz yüzdesine gelince, Bsılan asitli suyun temizlendiği kabul edilir. Bu arada biraz yanıltıcı olmakla birlikte, PH belirlenmesi de bir fikir verebilir.